Çocukluk günlerim…

Tarih: 3 Ocak 2017 09:38
A
a
Eskişehir’in Hüzün Köyü’nde doğmuşum.
Babasız bir anne ile annesiz bir babanın çocuğuyum.
İkisi de minicik yaşlarda yetim ve öksüz kalanlardan.
Babam iki çuval un karşılığında köle verilmiş annemin köyüne.
Şaşırmayın, yanlışlıkla yazmadım bunu.
Gerçekten de dokuz buçuk yaşında, bilemedin on!
İlkokul üçü bitirdiği yılın ertesi hem de.
Annemin köyüne Bekâr verilmiş.
Bekâr neye denir bilir misiniz?
Köyde durumu iyi olan kişinin emrinde, himayesinde yaşam sürmeye mahkûm edilmiş olan modern köleye denirdi o yıllarda.
Hakkı Ağa derdi rahmetlik babam gittiği kapının sahibine unutamam.
İki çıplak bir hamama yakışır deyip evlenmişler.
Öyle der, gülümserdi babam maziye dönüldüğünde.
Ablam ve ben doğarız üç yaş ara ile.
Akabinde benden bir buçuk yaş küçüğüm kız kardeşim.
Doğduğum köyde elektrik yoktu.
Ay ışığı yoldaşlık ederdi akşamüstü masallarımıza.
Gaz lambasında hayat bulurdu gölgelerimiz.
Daha sonra Polatlı Devlet Üretme Çiftliği’nde işçi olarak göreve başlar babacığım. Beni köyde kalan nineme (anneanneme) yoldaş olmam için bırakıp giderler daha sonra. Yani benim annem, babam ve kız kardeşim olarak ninem kalır hayatımın ortasında artık…
Yedi yaşıma geldiğimde okula başlamam için beni de yanlarına aldıklarında köyde kalan ninem ile ailem arasında gurbet gezdi, hasret gezdi minicik yüreğim. Hem de yıllarca…
Babamı yeterli veya donanımlı bulup işçilikten memur statüsüne geçirmişlerdi gittiğimde. Biçerdöver üzerinde hasat yapan kişi, kravatlı takım elbiseli ve masa başında çalışan kişiydi şimdi…
Çiftlik diye adlandırılan bu modern köy de (kombina) yaklaşık dört yüz kişiden ibaretti. Müdürü, müdür muavini, şefleri, mühendisleri, memurları ve işçileri ve onların aileleri tabii. Ailelerin barındığı yaklaşık elli hane, bir de ailesini bayramdan bayrama gören işçilerin barındığı koğuşlardan ibaret çağdaş bir köy denebilir buraya. Çiftçiye damızlık üretmek, tarımda çağdaş bir uygulamayı hayata geçirmek adına, rehberlik etmek üzere kurulmuş devlet teşekkülü kısacası.
Sineması var düşünebiliyor musunuz? Kış geceleri ailelere ve işçilere şeklinde tam dört gün sinemaya gidiliyor. Salı ve Cuma akşamları iple çektiğimiz akşamlardandı bunun için. Bizler yedi yaşımızdan itibaren sinemanın hazzını alanlardanız yani. O karlı kış günlerinde bile sımsıcaktı hayat bize. Ekmeğini kendi üreten bir çiftlikte; etin, sütün, yoğurdun, yumurtanın en güzelini tadabildiğimiz günlerdi. Elektrik santrali olan bu yerde 23.00-24.00 sırasında elektrikler kesilirdi sabah 07.00’ye dek. O saatlerden sonra ay ışığı yoldaşlık ederdi düşlerimize. Küçücük yaşta sanata karşı da işledi bizi çiftliğin yöneticileri. En başta rahmetle andığım Çiftlik Müdürü İlhami Koca sayesinde yaşandı bu kültür devrimi. İsmail Dümbüllü, Hacer Buluş, Nezahat Bayram, Arif Sami Toker, Hüseyin Gökmen, Lale Oraloğlu gibi o devrin tanınmış sanatçılarını görmek ve etkinlikleri tatmak gibi şansımız oldu. Yeni yıl kutlamaları adı altında kaynaştırılırdı aileler birbirine. Vals ve Tangoların yapıldığı ayrıcalıklı, hayallerimi süsleyen gecelerdi. Kar üşütmezdi, soğuk etki etmezdi nedense çocukluğumuzda bizleri. Hayatın sıcaklığı ve samimi diyaloglar yaşama olan bağlarımızı da sımsıcak tutardı. Aralığın ilk haftalarında kutlanan “yerli malı haftası”, kar manzaraları eşliğinde kendi ürettikleri ile mutlanan bir toplumu getirirdi gözlerimin önüne. Hilesiz, hurdasızdı yaşam. Eğlencelerimiz ve mutluluk kaynaklarımız tamamen organikti. Kendi yarattığı oyun ve oyuncaklarla mutlanan çocuklardık bizler. Kimse kimseyi ayrıştırmaz, hor görme hastalığına tutulmazdı. Karın dizlerimize dek yağdığı dönemlerde, aylarca güneşin yüzünü görmediğimiz dönemlerde içimizdeki ışık ve yaşama sevinci asla sönmezdi. Mutluluk kaynaklarımız tükenmezdi, doyumsuzluğa kurban gitmezdi oyunlarımız oyuncaklarımız. Çocukluk yıllarımın Kurban Bayramları, Ramazan Bayramları kaldı sadece bayram tadında. Yüreğimde sadece o sevinçlerin izi kaldı. Çünkü bayramlar barışmaların vesilesi idi. Bayram tadındaydı bayramlarımız gerçekten de…
Çocukluğumun kış günleri…
Portakal kokuları, kayısı kurusu eşliğinde radyo tiyatrosu…
Patlatılmış mısır kokusunun hazzı eşliğinde “arkası yarınlar”…
Çocukluğumun kış günleri…
Dostluklar, hayat bayram olsalar…
 
 
SİZİN SEÇTİKLERİNİZ
Ay yıldızlı bayrağın onurlu gölgesinde…
 
Ziya Kavalcıoğlu ESGROUP ailesinde yıllardır birlikte olduğumuz kardeşimdir. Hatırnaz, işini seven tavırları ile sevilir çoğunluk tarafından. Kendi gibi bir de güleç ve sevecen oğluna kimi zaman baba mesleğini öğretir. Tatillerde yanına alarak zamanını değerlendirir gencin. Çok güzel bir fotoğrafını çekmiş oğlunun ve gururla paylaşmış geçen gün. Ay yıldızlı bayrağımızın onurlu gölgesinde çektirdiği bu poz içime huzur verdi birden. Hani ara sıra umudumuzu tüketen gerçeklerden ötürü enseyi karartıyoruz ya? İşte böylesi anlarda bu fotoğrafa bakmakta yarar var derim. Siz ne dersiniz?
 
 
OZANCA
 
Çocukluk günlerim
 
Ne zaman yağmur yağsa
Bir hüzün çöker bana
Islak kaldırımlarda
Gezerim bir başıma
Damla damla yağar yağmur
Beni benden çalar yağmur
Çocukluk günlerim
Minicik ellerim
Korkular düğümlenir yanar yüreğim
Islanırım… Şinasi KULA
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat