Sersem kocanın kurnaz karısı

Tarih: 11 Ocak 2017 09:21
A
a
Herkesin bir hayali olabilir; ancak bazıları o hayalin peşinden gider.  Bazılarının bu konuda kılavuzu vardır. Bazıları ise yolları kendileri açar. Sanat alanında çoğu kez buna muhalefetle mücadele etmek de dahil olabilir.
Şehir Tiyatroları’nın bu yıl sahnelediği, Haldun Taner’in kaleme aldığı belgesel nitelikli “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyun Türk Tiyatrosu’nun klasikleri arasında yer alıyor.
İtalya ve İngiltere başta olmak üzere 15. Yüzyıl Avrupa’sında tiyatro gelişirken Türkiye’de bunun yaygınlaşması 20. Yüzyıl’ı buldu. Öncelikle azınlıklar arasından çıkan gruplara daha sonra Türk sanatçılar da eklendi. Ne yazık ki Türk kadınlarının tiyatroda oyuncu olarak kabul edilişi son elli yılda oldu. Tiyatromuzun değerli sanatçısı Göksel Kortay ile yaptığım bir röportajda, “Kadın oyuncular turneye çıktıklarında eğlence yerlerinde çalışan konsomatrislerle aynı kategoride değerlendirilirdik. Hepimiz fişlenir ve kollarımıza mühür yapılırdı” demişti. Zorluklar bununla da kalmıyor tabii.
Bu sıkıntıların bir kısmı Haldun Taner’in kaleminden, kurgu içinde kurgu yaratılarak “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunda da dile getiriliyor. Fransız yazar Moliere’in George Dandin adlı eserini İstanbul’da sahneleyen Tomas Fasulyeciyan Tiyatro Grubu, çeşitli zorluklarla karşılaşır ve Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa’ya sığınır. Ahmet Vefik Paşa bir tiyatro sevdalısıdır. Oyun bir kocanın aldatılma hikâyesini takip eden komik olaylar dizisinden oluşur. Ancak Ahmet Vefik Paşa bu oyunun Türk izleyicisi tarafından anlaşılması ve kabul edilmesi için uyarlama yapılması gerektiğini düşünür. Üç perdelik yazılan bu oyunu iki perde olarak oynayan Şehir Tiyatroları, hem oyundaki bu geçişleri hem de Türk Tiyatrosu’nun hangi aşamalardan geçtiğini ortaya serdi.
Bu topraklarda 19. Yüzyıl’dan itibaren batılılaşma çabaları sancılı dönemler geçirdi. Yeni olanı kavrayıp ayak uydurmakla, kendi değerlerini korumak, toplumu ve bireyleri adeta kıskaca soktu. Hem birey hem de toplum için atılan adımlar, çoğunlukla yadırgandı. Ancak değişimin önüne geçilemediği için karşıtlıklar yerini uzlaşmaya bıraktı. Sanatta olduğu kadar günlük yaşamda da durum aynı seyirde ilerledi. Bu nedenle oyunu izlemek tiyatro tarihimizi izlemek kadar toplumsal değişimin de nasıl seyrettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
“Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” komedi oyunu bekleyen seyirciyi bu yönüyle ters köşeye yatırıyor. Gülmeye gittiğinizi zannettiğiniz bir oyun, sizi tarihin unutulan sayfalarına atıveriyor. Haldun Taner’in oyunlarında genel özellik de bu değil mi zaten? “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” 1. Dünya Savaşı yıllarındaki toplumsal değişimi anlatır. “Ay Işığında Şamata” hayatı siyah-beyaz fotoğraf gibi iki farklı kurguyu yansıtarak toplumsal yapımıza ışık tutar. Bu oyunda da hem toplumsal yaşamımızdaki gelişime hem de tiyatromuzun hangi evrelerden geçtiğine tanık oluyoruz.
Bugünlerde de tiyatro ve sanat farklı tartışmaların konusu haline getiriliyor. Sanat çoğu zaman bir ömrün ardına bir hakikat; birkaç da soru bırakır. Bu soruların yanıtlarını çoğu kez sanatın içinde bir perde ardından görünen hakikatte aramak gerek. Bu hakikat çoğu zaman yeni ve güzel olana kapı aralarken bir sürü zahmet ve zorluğu da barındırır. Bu zorlukları da ancak sanata gönül veren insanlar aracılığıyla aşarız.
Kentimizdeki tiyatronun zenginliği de bundan 40 yıl önce Yılmaz Büyükerşen ve arkadaşlarının yüklendiği bir sevda değil mi?  Onun öncesinde Ahmet Vefik Paşa, Fasulyeciyan, Afife Jale, İsmail Dümbüllü ve daha nice değerlerin sırtındaki yük değil miydi?
Elbette ‘Siz de bu yükü taşıyın’ demiyorum; ama bugünlere nasıl gelindiğini kavramak üzere lütfen “Sersem Kocanın Kurnaz Karsını” izlemeye gidin. Oyun size Şehir Tiyatrosu oyuncuları kadar kimleri de alkışlamamız gerektiğini bize öğretecektir.
1000
icon

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Bu haber ilginizi çekebilir! Kapat